Cuma, Temmuz 04, 2008

KIRKPINAR GOOGLE'DA

Bir Edirneli olarak bir sürpriz bu benim için
teşekkürler google
:)

Pazar, Mart 30, 2008

yine yol

yine karar zamanı
yine heyecan yine belirsizlik
bu kez rota edirneden istanbula
nedense iyi şeyler olacak gibi hissediyorum
sevmezdim istanbulu aslında
ama sevme zamanı geldi galiba
istanbul yolcusundan...

Salı, Ocak 29, 2008

5 günlük hava tahmini

neyse ki meteoroloji diye bir bilim var. önümüzdeki 5 günü görebiliyoruz arada tahminlerde sapma olsa da
önümüzde 5 gün durumumuz byle
yavaş yavaş açılıyoruz
keşke hep böyle olsa hayat yurdumda















Çarşamba, Ocak 23, 2008

vize işkenceleri...

Yurtdışında olduğumda görevlilerin ya da çalışanların benimle konuşmak istediklerinde sorma gereği bile duymadan ispanyolca konuşmaya başlamalarından mıdır bilinmez hep yakın hissettim İspanyolları..
geçen haftaya kadar
3 kez vize başvurusu yaptım şu kısa hayatımda 3.ünde sağolsun yunan ve italyan konsoloslukları hiç zorluk çıkarmadılar. öğretmen olduğumu kanıtlayan belgeler sanırım yeterli oldu. bir de bir miktar banka cüzdanı.
ama ispanya bozdu bu ezberimi
zeynebim azmetti yılmadı 2 kez o yolları aşındırdı, ki İstanbulu bilenler bilir. Bu yol dediğim "Beylikdüzü-Beşiktaş" arası. öyle iki adımı birazcık aşan bir yol...
ilkinde tüm belgeler hazır zarflarının içinde kuzu kuzu beklese de yetmedi görevliye fotokopilerini de istedi ne yapacaksa artık. Yapılan yanlış bir uygulama o da farkında ama sanırım kötü bir günündeydi.
2. kez gittiğinde yine farklı bahanelerle geri...
ama artık belli en azından
bir haftadır yaşanan stres bitti
gitmiyoruz
tatil rotamız: güzel yurdum türkiyeden
Ankara-Beypazarı- Amasra
hepsi cennet
Madrid nereye düşer, Sevilla nereye...

Çarşamba, Aralık 05, 2007

ders

bugün ben hayatımda ilk kez bir cam kemik hastası biriyle tanıştım
o kadar farklı hayatlar yaşanıyor ve biz o kadar bihaberiz ki birbirimizden onu farkettim bir kez daha...
ne hayatlar yaşanıyor bilmiyoruz kendi hengamemiz içinde
Bayram'ı tanıtmak istedim size
Bayram 6. sınıf öğrencisi.
Cam kemik hastası ve ne yazık ki ileri olan tipi bu rahatsızlığın
okula gelemediği için evde özel eğitim alıyor
görevlendirilen öğretmenleri evine giderek yaşıtlarının aldığı derslerin birebir aynısını evde alıyor
çok çok zeki, çok pozitif, gözlerinin içi gülenlerden işte...
ben onunla zaman nasıl geçti anlamadım
2 saat çalıştık birlikte
onun bana verdiği ders, benim ona verebildiğimden büyüktü
saçma sapan şeyleri kafaya takma mevsiminde çok iyi geldi bana Bayram
ne olursa olsun var olma hissi güzelmiş onu anlattı konuşmadan
"kilo aldım, dolar düştü, çok yoğunum yoruluyorum ve iyi para kazanamıyorum, facebookta kimse mesaj yazmamış bugün, msnde online kimse yok, çocuğun ayakkabısı eskidi yeniyi alacak para yok, şiir yazamıyorum aç kaldım, kitabım satmadı, cd çizilmiş" vssss gibi ıvırlar zıvırlar daha bir önemsizleşti gözümde
Ben artık çarşambaları bekliyorum,
Bayram iyi ki varsın...

Pazar, Kasım 25, 2007

dostluk

görüntü alıştıklarımızdan
yer bu kez İstanbul Beyazıt

Cuma, Ekim 19, 2007

EKMEK


Pazartesi, Eylül 24, 2007

HAYAT DEVAM---BİRKAÇ ÖNERİ

İlber sağolsun mesaj yazmasa bloga varlığını hatırlamayacaktım.
sağol (sun) :)
bu aralar (1-2 aydır) fotokritik hastalığı oldu bende
"fotoğraf yükle-ustalardan yorum gelsin-günün fotoğrafı-fotoğrafçısı seçil" derken boşlamışız blogu :)


hayat devam olduğu gibi
eylül geldi o da gidiyor
okulları açtık
bıdıklar akın etti yine okula
good morning-present perfect tense devam işte kaldığımız yerden
hepsinden çok da hayatı öğretmeye çalışmadayız present perfect tense ten öte
zor olanı da o zaten


hazır burdayken 1-2 tavsiye geldi içimden

tv dizilerinden---bışak sırtı-yaprak dökümü kanal d bir numara bu yıl
ezginin günlüğü şarkıları-- mesela "sarhoş balık ile topal martı"
kitap öneremiyorum çünkü elime aldığım her kitap yarım kalıyor ben öneri beklerim bu konuda ne okusak da bizi sarsa, elden bıramasak...
film---ratatuy--- fareden de aşçı olur, imkansız yoktur eğlencelik- başarılı animasyon



bu kadar şimdilik

Cumartesi, Haziran 16, 2007

böyle çocuklar var :)

elifnurisik@hotmail.com says:
ben bu gün ingilizceye çalıştım öğretmenim hani siz biraz kitaplara unutmamakiçin göz geçirin demiştiniz ya
ozlem says:
harikasın elif
ozlem says:
çok sevindim

Çarşamba, Haziran 13, 2007

BİZİM BIDIKLAR MEZUN ARTIK











Hayat durmuyor durduğu yerde..



ailenin en minikleri iki kuzenim biz farkında olmadan büyümüşler liseden mezun olmuşlar


çocukken saçlarına saçma sapan şekiller verip, yüzlerini her renge boyayıp ortalığa saldığımız, odalara kilitleyip arkamızdan bağırttığımız bıdıklar artık hayata atılmaya hazır.


Keplerini fırlatabildikleri kadar yukarı fırlattılar bugün


yaşlanıyorum :(

"HAYATA BİR PENCERE"

Kolay değil 7 ay verilen emek var..
Yorgunluğa rağmen derslerden sonra 2 saatten fazla yapılan çalışmalar, gün yaklaştıkça artan heyecan stres, hazırlık aşamaları.
Ve sonrasında izleyen dinleyenlere yaşatılan hoş dakikalar.
bence sonuna kadar değdi verilen emeklere.
bu akşamın mimari Elif Öğretmen.
yol açtı çocuklara, neler yapabileceklerini gösterdi, hayatları boyunca unutamayacakları bir deneyim yaşattı onlara.
aylarca çalıştılar, sonunda da tadına doyulmaz bir şiir dinletisi oldu.
Ben videoyu 4-5 defa izledim, her izledeğimde tekrar bir hayat yolculuğuna çıkarıyorlar beni
hayata başlama anından son zilin çaldığı ölüm anına kadar giden bir yolculuk.
"Dar zamanlarda söyleyemediklerimizi" tekrar bir düşündük, savaşta ölen çocuklara ağladık tüm salon "çocuklar ölmesin şeker de yiyebilsinler" dileklerini içimizden tekrar ederek.
Güzeldi çok güzel
anlatmakla olmuyor
orda olmak gerekti
İyi ki varsınız çocuklar
ve iyi ki onlarlasınız Elif Öğretmen :)


Dekor

Salona sığamadık biz
:)



Sunucular Selin ve Akanay




Elif



müzik de besledi ruhumuzu
gitarda Dilşat


Dilşat "beklenen"



Gitme Lavinya



Kulisten..





Fatma çok etkili bir ses tonu var




Hoşçakal Edirnem



Kendimizi kaptırdık biraz :)



En özel an
bitti işte

Posted by Picasa

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Bir bilmecem var çocuklarr.....

EINSTEIN BULMACASI
Einstein son yüzyılda yazmış bu bulmacayı ve iddiasına göre 100 kişiden sadece 2 si çözebilirmiş.
anormal olmak ister misiniz bilmem ama bilmece burda.
Bir uğraşın bakalım..
Ben mi?
ayıp olacak söylemesi ama evet çözdüm :)
bir kağıt üzerinde çizerek yapmanızı öneririm
işte bilmece:

Önce gerekli bilgiler:
1) 5 ayrı ev var ve hepsi farklı renk
2) her evde oturanın ayrı bir uyruğu var
3) hepsi de ayrı bir içecek içiyor, ayrı bir hayvan besliyor ve ayrı marka sigara içiyor
5) bu beş kişiden hiçbiri öbürünün yaptığını yapmıyor

SORU: BALIK KİME AİT????

açıklamalar:
1. ingiliz kırmızı evde oturuyor
2. isveçlinin köpeği var
3. danimarkalı çay içiyor
4. yeşil ev beyaz evin solunda
5. yeşil evin sahibi kahve içmeyi seviyor
6. pallmal sigarası içenin bir kuşu var
7.ortadaki evde oturan süt içmeyi seviyor
8. sarı evde oturan dunhill sigarası içiyor
9. norveçli birinci evde oturuyor
10. marlboro içen kedisi olanın yanında oturuyor
11. atı olan, dunhill sigarası olanın yanında oturuyor
12. winfield sigarası içen birayı seviyor
13. mavi evin yanında norveçli oturuyor
14. alman rotmans sigarası içiyor
15. marlboro içenin komşusu sadece su içiyor


KOLAY GELSİN :)

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

HIDIRELLEZ ŞENLİĞİNDEN

Hıdırellez Bayramı (Hıdrellez), Türk aleminde kutlanan mevsimlik biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas’ın yer yüzünde buluştukları gün olduğu savıyla kutlanmaktadır.
İslam coğrafyasına bakıldığında Hıdrellez gününün yoğunlukla Türkiye'de kutlanıldığı görülmektedir.
Bir görüşe göre; Türkler'in Orta Asya'dan getirdikleri Nevruz Bayramının başkalaşmış ve İslamlaşmış şeklidir. Öyledir ki Nevruz Bayramı kutlaması Anadolu Türkleri arasında önemini kaybetmiştir. Buna rağmen Hıdrellez eskiden beri kutlanmaktadır.
----





Bahar geldi kutlamak gerek
Pazar sabahı erken kalkma zahmetine rağmen çok çok güzel bir karşılama yaptık öğrencilerimle birlikte.
Yukarıda anlamını yazdım, bir de yaşananları yazıp fotoğraflamak gerek şimdi ansiklopedik bilginin yanına. :)



Sabah 8.30 da tüm katib ve katibelerim kortej için hazır.
Çok dakiktiler.
Bıyıklar eksikti onları çizdik, hazırız.

Katibe Yaren Hatun :)


Katib Muhammed Bey ve Katibesi Melek Hatun



Katib Fırat Bey ve Katibesi Yaren Hatun



Aşık ile Maşuk
(ikizler Alperen ve Ataberk)


Katib Berkan Bey ve Katibe Esra Hatun
(Modern kaldı çok bu isimler neyse)



Enes Bey-Yezdan Hatun ve Minik Ata



Saner Bey ve Yaren Hatun

Faytoncu çocuk
4 çocuk emanet edecektim
korktum bu işi kıvırabilecek mi diye ama 5 faytoncudan en iyisiydi.

Artık Katib ve katibeler yola hazır, faytonlara yerleştiler.
Sayelerinde biz de :)

Şaşkın Katip


Folklor ekibi
Katib-Katibe ve Muallimeler Faytonda



Yoldayız- istikamet Sarayiçi

Korteje katılan Türkiyenin 4 yanından gelmiş üniversite öğrencileri
"Geler derler bahar yılda bir kere
Faydalanmak gerek ondan bin kere"


Hıdırellez Ateşi
Vali Nusret Miroğlu yaktı.
Güreşçiler olmadan olmaz Hıdırellez Kutlamaları.


Protokol pehlivanları izliyor.
O kadar uzun sürdü ki aralarından ikisinin mücadelesi hiç bitmeyecek sandım.

Misafir ekiplerden Bulgar misafirler.
Ben civcivleri yani katib(e)lerimi anne-babalarına teslim ettikten sonra biraz daha izledim şenlikleri,
Yunan-Bulgar ve Türk halk oyunları, şarkılar
devam etti
akşam da kaldığı yerden devam Selimiye önünde
Bahar geldi, 3 cemre de düştü mü bu arada?


Cuma, Nisan 27, 2007

Şendik







Şenliğimiz vardı geçen hafta.



hem de ne şenlik..


23 Nisan Çocuk Şenliği...



Hani öyle "sözde değil özde" şendik.


23 Nisanlar bizim neslin hafızalarında haftalarca çalışmalar sonrasında hiç hatasız sunulması hedeflenen rontlat, şiirler, folklor gösterileri olarak yerleşmiştir.


Bir de benim yaşadığım kasabada öğretmen çocuğu olunca,


yeteneğin olsun olmasın her görevde önde gitmek zorunda kalırdım.


Bir bayramda 3 kez kıyafet değiştiğimi hatırlıyorum.


Folklor giysilerimi çıkartıp okul önlüğümü giyer şiirimi okur, cicili bicilileri giyip koro yönetirdim. (Ne anlarım ki benim, kollarımı melodik bir şekilde sallardım, bir yerden ses fazla gelince o tarafın sesini kısar, dengelerdim.)


Stresti bayramlar benim için, herşey mükemmel olsun, hata olmasın sıkıntısıyla geçerdi.


Bittikten sonra da yolunda gitmeyen şeyler olduysa günlerce dert ederdim.


Şimdiki çocuklar şanslı, hep bizim hayal ettiğimiz bayramlar onların artık.


hani öyle kuralsız, törensiz, kendiğinden eğlence, ısmarlama değil.


Bu yıl kazara da olsa bizim okulumuzda öyle bir şenlik oldu.


1 haftada planlandı, hazırlandı ama çok çok güzel oldu.


çocuklar kendilerinde dans gösterileri hazırladılar, biz hiç karışmadık.


Şiirler okudular ve dans ettiler içlerinden geldiği gibi.


bize de fotoğraflamak kaldı onları.


Fotoğraflar için Sayın Rehberime teşekkürü bir borç bilirim.






























Çarşamba, Nisan 18, 2007

Bir Tık, Bir Adım, Bir Ses

http://www.kackisiyiz.com/

Pazar, Nisan 15, 2007

Bahar-Kargalar-Ne olacak halim


Hani bahar gelir, ağaçlar çiçeklenir, kuşlar uyandırmaya başlar uykumuzdan..

Burda bahar geldi, ağaçlar renklendi yalnız "kuş sesleri" kısmı yok şu an bende.

hani şöyle gözlerini açınca uykudan uyandığına kızmazsın, kalkar güne başlarsın.

Bende öyle olmuyor.

Kuş sesi var tamam ama benim en korktuğum türden..

karga sesleriyle uyanıyorum ey okuyucu, günahım ne???

Evim 5. katta, bacaya en yakınım haliyle.

Ve kurtulamadığım bir kader yine benimle.

Kuşlar çok tartar, ölçer biçer öyle karar verirlermiş yuva yapacakları yerlere.

Benim evler herhalde hep güven verdi onlara ki hiç eksik olmadı kuş yuvaları.

Olsun tamam yuva kursunlar, türler devam etsin.

Yavrular da olsun ama sabahın sekizinde karınları acıkmasa da çılgınlar gibi ötmeye başlamasalar keşke

( başka kelime bulamadım burda "ötmek" değil ama başka birşey tanımlayacak kelime yok)

Sanırım bu bahar fena geçecek benim tarafımda, bir bakmak lazım karga neyi simgeler, hayra alamet olmasa gerek..

Bilen var mı karga yavrularının kuş olduklarını ve uçmaları gerektiğini farkedip çalışmaya başlamaları ne kadar sürer??

:(

Bu bahar durum fena....

Perşembe, Nisan 05, 2007

Çocuk







Birkaç çocuk fotoğrafı iyi gelir hepimize :)



Pazar, Mart 25, 2007

TİYATROLAR HAFTASI


Tiyatrolar haftası bu hafta.
Trakya Üniversitesi 4 oyun gösterimi organize ediyor.
Sabancı Kültür'de..
Ben en az 2sini yakalamayı umuyorum.
Orda görüşürüz.

Cumartesi, Mart 24, 2007

Gereksiz bir post...


Her yerde, hayatın her alanında vardır böyleleri,

kendilerini farklı görürler, farklı köşelere yerleştirirler,

inanırlar farklı olduklarına,

herkesten de farklı olduklarını fark etmelerini ve ona göre davranmalarını beklerler.

Onlar özeldir.

Şanslısınızdır dönüp sizinle bir-iki kelime konuştularsa

ya da sadece göz ucuyla baktılarsa.


---

Bunu hakedenler vardır ayrı.

Gördüğünüzde saygıyla karışık bir telaş, heyecan yaratan, karşılaşınca şanslı hissettiren.

Onlara sözüm yok.

Benim canımı sıkan bu aralar bunu haketmeyip karşısındakine büyüklük taslayan kibirli insan grubu.



---

Gerçek hayatımda yok neyse ki böyleleri, şimdilik sadece bloglar aleminde karşılaşıyorum onlarla.

Sanırsınız ki en güzel yazıyı onlar yazar,

en güzel görüşü onlar belirtir,

en güzel sinema yorumunu onlar yaparlar,

sizin ne haddinize onlara yetişmek.


---

Bazıları daha da ileri gider,

onlara yetişemeyecek olanların ne yazacaklarına da karışmaya haklı olduklarını sanarlar.

"çok kızıyorum 10 gün bir yerde kalıp o yerle ilgili yorum yapanlara"

"bazı bloglar ne boş değil mi, bugün şunu yaptım cıvıklığında"

vs..

Gözüme çarpan yorumlar bunlar.

Blog=Online günlük

Günlük bu, bir çeşit iç döküş.

Bırak insanlar gezdikleri dağlarda gördüğü çiçeğin rengini yazsın.

"Bugün yağmur yağdı ıslandım" desin.

Ne olur yani?


Gördükçe canım sıkıldı bu üst tabaka blog insanlarının yazdıklarını.

Burunları düşse eğilip almaz tavırları.

yazmayacaktım duramadım.

şimdi onlar bunu da gereksiz bulurlar.

Onların tavsiye ettikleri filmler, felsefe yapmaya çalıştıkları yazıları yanında..

Pazartesi, Mart 19, 2007

TAVSİYE(m)


Ferhat Göçer yine yapmış yapacağına...

Cdsi alınmalı dinlenmeli, onunla dinlenmeli.

İlk cdden çok çok daha iyi, daha bana göre mi demeli?

Favori şarkım Vur Kadehi & Yeditepe & İsyan &..
Seçemedim

Sizin?
:)

Pazar, Şubat 25, 2007

Pes Artık...



Sınır şehri olduğumuz için Edirne'de bol bol Yunan radyosu vardır,

sinyalleri de çok net olduğu için rahatlıkla dinlenir.

Bugün yine bu radyolardan birini dinlerken kulağıma yakın geldi bir melodi.

Bir çok şarkıda bunu hissediyorum zaten,

sadece müziğin olduğu introlarda ayırt bile edemiyorsun, türkçe mi yunanca mı olduğunu.

Sonra sözler başlayınca, şarkı ilerleyince anlayabildim hangi şarkı olduğunu.

Bizde de birebir benzeri var.

Minibüste dinlemiştim ilk, melodisi hoşuma gitmişti, sözlerde iş olmasa.

Kim ve hangi şarkı:

Rober Hatemo-Senden Çok Var...

Yunanca orjinalini bilmiyorum.

Merak ettim, internette şarkıyı aradım, sonuç şöyle:


Rober Hatemo -

Senden Çok VarAlbüm:

Sihirli Değnek, 2006

Söz-Müzik: Yildiz Tilbe


Ama belki de onlar bizden esinlenmişlerdir diye düşünsem de yok yok

"Bunlardan çok var bizde...

Birrrr çok kızdımmmm

ikiiiiii hiç utanma yaptığından

oooooo senden çok varrrr

devam devam

hadeee


Şarkının başındaki "Hade" bile aynı..

Bravo Yıldız Tilbe, Bravo Rober Hatemo.

Liste başı olmayı hakediyorsunuz.


Alışkınız biz buna, ama bu kadar da aleni yapılmaz ki.

Resmen aptal yerine konuyoruz,

aman da ne güzel şarkı

hadeee yandan...

Misafirdik...










Uzun zamandır ertelediğimiz

(işin aslı benim ertelememden dolayı çocukların da ertelemek zorunda kaldıkları

( huzurevi ziyaretimizi gerçekleştirdik.

6-7 ay geçmiş son ziyaretten bu yana.

Ama unutmamışlar bizi.

"Adını unuttum, ama sesini tanıyorum" dedi Arzu Teyzem.

Ağladı birkaçı, " gitmeyin, gene gelin"
Kulak misafiri olduğum bir tanesi de arkadaşına

"Bak dün ağlıyordun kimse gelmiyor diye bir sürü evladın oldu" dedi.

Biz Behice'yle sadece izledik, hiçbir şey yapmadık.
Olabilecek kadar profesyoneldi çocuklar.

Hiç kimseyi yalnız bırakmadan hepsiye ilgilendiler.

Çizdikleri resimleri verdiler.

Yorumlayamasalar da onların kendi yaptıkları resimleri odalarına asacaklar.

Daha güzel hediye olur mu bundan?



En renkli kişiliği buranın.
Her gidişimizde mutlaka şarkılar söylüyor bize, bitirince de fikrimizi soruyor.

Süpürgeciymiş gençliğinde.

"Çok güzel helva yaparım ben" diyor.

Tek yeteneği süpürgeler değil yani.

Çok da özenli giysileri.

"Beni hep memur sanarlar, hep temizdir, ütülüdür pantolonlarım."

Öyle, doğrudur hepsi.



Bizim onlarca rehberlik dersinde veremeyeceğimiz bilgileri aldılari dersleri çıkardılar onların yaşam deneyimlerinden.

Dinlediler bizi bile dinlemedikleri kadar dikkatle.

Kıskanmadım ama bu kez :)

Bir sonraki ziyaret cuma günü.

Biz 3ten sonra ordayız, gelmek isteyenleri bekleriz.

Cumartesi, Şubat 24, 2007

BEN BU HAFTA...

****1-Ertelediklerimden vazgeçip, hepsini sıraya koydum ve hepsini teker teker hallettim.
Mesela;
---Müfettişler haftaya teftişte bizim okulda misafirler, dolayısıyla tüm eksik belgeleri tamamlanıp, imzalanıp dosyaya yerleştirdim, hazırım :)
---Çocuklarla birlikte geçen yıl hiç aksatmadan yaptığımız ama bu yıl benim ihmalim yüzünden geciken huzurevi ziyaretimizi yaptık. Çok ara vermişiz ben bocalaladım biraz. Ama çocuklar çok profesyonellerdi. Hiçbir yaşlı yalnız kalmadı, hepsiyle tek tek ilgilendiler.
---Bilgisayarımın geleneksel hafıza temizliğini yaptım, artık formata hazır.

****2-Bir kez yanlış anlaşıldım, düzeltmeye çalıştım, ne kadar başardım anlayamadım.

****3- Babacığımın doğum gününü unuttum, bunu nasıl yaptım diye kızdım kendime, 2 gün gecikmeli de olsa kutladım, mumları üfledik.

****4-Yaz gelse de nerelere attaaya gitsek diye planlamaya başladım.

****5- Bazı öğrencilerime ulaşamadım, sorunlar beni çok çok aştı. Kızdım, yetersiz kaldım tekrar kızdım.

****6-Toplantılarda hep olması gerekenleri ama bir türlü olamayanları dinledim de bir türlü "olanlara nasıl çözüm buluruz" 'a cevap bulamadım

****7-Evlenme teklifi aldım, güldüm.

****8-Bir öğrencimin(zor olanlardan) gelip "sizi öpebilir miyim öğretmenim?"iyle tüm yorgunluğumu ve stresimi attım, kendimi çok şanslı hissettim.

****9-Yapmam gereken bir telefon konuşmasını yaptım, kırgınlıkları temizledim. Ertelenenen konuşmaların 2. hala beklemede. O biraz zor gibi.

****10-Habersiz sınav yaptım, şaşırttım, korkuttum. Sonunda güzel notlar yazdım. :)

****11- Hafta bitmedi belki yarın da eklenir...

Siz neleri yaptınız, neler bir sonraki haftaya kaldı???

Pazar, Şubat 11, 2007

döndük :)


Döndük yuvadayız.
Gezi notlarını ve fotoğrafları Hayattan kaldıramayacağından yeni bir blog açtım.
Gezi yazıları orda, diğer yazılar burdan öz hakika hayattanda devam edecek.
Yeni blog:
geziyorum1.blogspot.com
Yani 2. de gelecek demek
Bir de aslında "geziyorum" daha önce alınmış :)
Yanda link de var
Görüşmek üzere.

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Vize tamam :)




Aşılması gereken engel aşılmıştır artık yollar açık.
Geçen cuma konsoloslukta görüşme için izin alıp okuldan tam orda olmamız gereken zamanda ordaydık.
Ama güvenlik tüm dünya üzerindeki italya konsolosluklarının bilgi sistemlerinde sorun olduğunu söyledi.
İdata firmasında sevgiler burdan.
Bilenler bilir. Aracı firma, tüm belgeleri inceleyip size randevu günü vermekle sorumlular ve gerekli durumlarda iletişimi sağlamakla.
Tüm iletişim bilgilerimiz de onlarda olmasına rağmen haber verecek zamanları ve enerjileri olmamıyor çalışanlarının, iyi düşünmek lazım çok çalışıyorlar çok :)
Biz ve bizimle beraber arkada bekleyen herkes isyanlarda tabii.
Tekrar izin alacak herkes işinden gücünden.
Olmaz olamaz.
Akılcı bir çözüm önerdiler ama:
Görüşme yapıldı notu düşüldü, bizim adımıza başka biri alabilecek vize ve pasaportları.
Vize tamamdır işin özeti.
Okulda işler o kadar yoğun ki hiç yollara düşecek olduğumu farkedemedim.
Koşuşturmacalar hafifleyince artık farkındayız.
Gitmek lazım şimdi.
Bizi yolcu etmek isteyenler olursa 29 Ocakta Sabiha Gökçendeyiz
:)


Cuma, Ocak 12, 2007

Yine yollar göründü...+İtalya Vize Belgeleri

Yine yol var gezmek isteyene. :)
Bir ay oldu planlamaya başlayalı belki ama planlamadan ciddi hazırlık aşamasına geçiş son 2 haftadır.
Düşünülecek ayrıntılar fazla.
İlk atlanması gereken engel vize.
Vize hem de italya vizesi.
Kendi ülkeleri ne kadar tehlikeli olursa olsun gelecekleri (doğudan geliyorsa gelen özellikle) potansiyel tehlike olarak algıladıklarından istenen belgelerin listesi oldukça kalabalık.
Bir yandan dönem sonu okuldaki son işler birikti, bir yandan Bilgisayar sınıfındaki bilgisyarların bakım zamanı, bir yandan özel dersler, üzerine de vize telaşı.
Az uyuyorum, çok düşünüyorum ama ne garip ki çok az yoruluyorum.
Bu haftasonu Cuma yorgunluğu yoktu üstümde.
Tempoyu tutturdum galiba, iş yükleri yormuyor artık.
Gerekli belgeler bu cuma itibariyle tamamlanıp İstanbul'a doğru yola çıktı.
Hayırlı olsun :)
---
Biz uğraştık, bizden sonrakilere kolaylık olsun bari.
Neler yaptık:
1-2. pasaport ve sigorta belgelerin iskeleti gibi görünse de en kolay halledilenleri.
Pasaport için Emniyet Müdürlüğüne başvuruyorsunuz. Harcı yatırdığınıza dair makbuz, fotoğraf, görev yeri belgesi ve dilekçe. Ertesi gün en geç 2 gün içinde elinizde.)
Sigorta için de 10 dakika ve yaklaşık 40 YTL yeterli.)
--
3. Sonra arkası beyaz fonda vize fotoğrafı bu da kolay.
(Öyle bir gülümseyin ki konsolos "ya bu çok istiyor Venedik'i görmeyi, ispanyol merdivenlerine oturmayı". Eee bir de arkası beyaz olsun tamamdır.
--
4. Başvuru formu (eksiksiz doldurulmuş, imzalanmış ve fotoğraf yapışturılmış şekilde)
--
5. "Benim param var oooo sizin ülkenizde kalmaya meraklı değilim, bir gezip görüp döneceğim vatanıma" yı kanıtlayacak kadar bir meblağ bankada olduğuna dair banka kayıtları
--
6. Uçak bileti rezervasyonlarınız (Confirmation maillerinin çıktısını alabilirsiniz)
--
7. Maaş bordronuz (son üç aylık)
--
8. Bu madde özel ama öğretmenseniz bir de yurtdışına çıkış izni almanız gerekiyor.
Bizi en çok yoran bu oldu. Elden takip edelim çabuk bitsin dedik ama Milli Eğitim Müdürlüğü Kayıt ofisinden başlayarak Vali yardımcısına kadar uzanan bir yolculuk oldu.
Sayamadım ama herhalde 10 kapı çalmışızdır.
Vali adına Vali yardımcısı da izin verdi.
Özlük işlerinde Hediye Hn. özendi bizim planları dinleyince, "Milanodan bir ayakkabı alın mutlaka" tavsiyesini verdi ve bir fotoğraf istedi masasına koymak için. Tamamdır, ilk sipariş :)
Müdür yardımcısı da "Hocam bizde de iyileşme var galiba" deyip gülümsedi. Anlayamadım ne demek istediğini. Meğer koca yazıyı anında okumuş, "Öğretmenlerimiz artık arayıl tatillerini İtalya'da geçiriyor, gelişiyor durum demek" dedi. Ben bunun ekonomik tatil olduğunu anlatmaya çalıştım. Aman tehlikeli, maaşların fazla geldiğini düşünmesinler...
Tüm bu belgelere ek pasaportun ilk ve son sayfalarının, varsa daha önce alınmış vizelerin, seyahat sigortasının fotokopileri de eklenecek...
Bitti mi..
Galiba...
Emin değilim, çünkü belgeler şu an yolda. Konsolosluğa ulaşmadı henüz...
Sonuç pazartesi.
Ben eksiklikler varsa yazarım tekrar.
Umarım red almayız...
:)
Tüm bunlar işte bunun için:

Cuma, Ocak 05, 2007

Bu hafta kısacık ufacıktı belki ama yetti her yönden, aşağıda anlatılacağı sebepten.
2 gün açıktı sadece okul bayram tatili olduğundan.
Ama 2 gün yetti: Çocukların söylediklerine gülmeye, geç kalanlara kızmaya, hastalık-kaza haberlerine üzülmeye, halimize şükretmeye. Yetti hepsine zaman.
En çok da "İyi ki burdayım" demeye.
Bunu söyleten sebep:
Olay bir perşembe günü öğleden sonra 6. dersin başında şekillenir.
Öğretmen Özlem 5 günlük tatil sonrası tam gün ders yapmış olup olunabilecek kadar yorgundur.
Son ders için kapıdan girer.
4A vardır sahnede.
Bir kaos, bir gürültü, bir yerleşememe, sandalye çekme, "O benim sandalyem arkasında adım yazıyor" cümleleri ile birlikte.
Öğretmen Özlem bekler sınıfın ortasında durup.
Ama kaos bitecek gibi değildir.
Kulakları tıkama, ciddi ciddi bakmalar, kitapla yüzü kapatma... (ki bu yöntemler zamanında test edilip başarısı tescillenmiştir)
Hiçbir yöntem işe yaramaz.
10 dakika kadar bir süre böyle geçtikten sonra sınıf sakinleşir.
Ayakta sessiz öğretmenin yüzüne bakmaktalardır.
Ne olmuştur ki, öğretmen köpürmek üzeredir.
Onlar ne yapmıştır???
Öğretmen küser o ders için ve ders işlememe cezası vereceğini söyler.
Bu haber 7 ve 8. sınıflar için ödül olacağından sevinç nidaları ile karşılancağı kesindir.
Ancak onlar için "Yaaaa, öğretmenimmmm lütfen, özür dileriz" ler ve sıraya vurma gibi tepkiler başgösterir.
:)
Öğretmen hiç istifini bozmaz, zaten çok sinirlidir.
Öyle 7-8 dakika kadar öğretmen sınıfa, sınıf da öğretmene bakar.
Tam bir sabır denemesi.
Öğretmen yüzlerindeki ifadelere gülmek istese de numaraya devam.
Başladı artık oyun, sonlanacak, çaresi yok.
Biri dayanamaz özür mektubu yazmaya başlar.
Küçük yaş sınıflarında biri ne yaparsa hepsi arkasından gittikleri için tüm sınıfta bir edebiyat havası eser.
Öyle ki bir ara duygular dile gelip akrostiş çalışmalr olarak kağıda dökülür.
....
sonrası:
O anda okumadım, yumuşarım diye.
Bankada sıra beklerken okudum ve çok eğlendim, duygulandım, şanslı hissettim, güldüm.
Haftanın şiir yarışması birincileri karşınızda (Hepsi 1.)
Noktasına, virgülüne dokunmadan...
------
Özledim o güzel kokunu
Zalim kalbimi sana vericem kabul edersen
Lale kokusu var üzerinde özlettin kendini
En güzel insansın sen
Melekler gibi uçuyorum sevinçten gökyüzüne
-------
Öğretmenim özledim seni
Zalimce davranma affet beni
Laleler, güller feda olsun sana
En çok sevdiğim öğretmensin
Melek gibisin ama inadın var.
--------
Öğretmenim sizi çok seviyoruz
Zor olur öbür öğretmene alışımız
Lale gibisiniz
Elimizde yok kopya
Melek gibisiniz
-------
İngilizceyi öğreten
Sensin bana öğretmenim
Bizi sevindirdin
Bizi neşelendirdin öğretmenim.
Senin dersine girerken
Bir heycan bir sevinç
Kaplar kalbimi
Derse girmenizi heycanla beklerim.
------
Özellerin özeli
Zekilerin zekisi
Lalelerin bir tanesi
Evet deyin ne olur
Melek öğretmenim
------
Sınıfa girince her sabah
Güler yüzünle gelince
Güzel ders işlerdik orada
Orası bizim sınıfımız değil
Senin sınıfın
Şimdi küstün bize konuşmuyorsun
Artık ders işlemiyoruz
Sizinle birlikte
İşallah bizi ad edersin.
------
Ben bunu sevdim.
Arada bir kızar gibi yapmak lazım...
Yoksa bir daha nerden bulurum böyle şiirleri, kim yazar ???
:)

Pazartesi, Ocak 01, 2007

İYİ YILLAR

İYİ YILLAR OLSUN HERKESE...
GELEN GİDENİ ARATMASIN.
HERŞEY YOLUNDA GİTSİN.
MAAŞLARA GÜZEL ZAMLAR GELSİN.
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR ARTSIN.
PARASI ÇOK OLANLAR AZ DA OLSA OLMAYANLARI DA HATIRLASIN.
TRAFİK TIKANMASIN.
DEPREM OLMASIN. ARTÇISI DA ÖNCÜSÜ DE OLMASIN.
ÖĞRENCİLER SINAVLARDA ÇOK ÇOK BAŞARILI OLSUN.
(ÖZELLİKLE BİZİMKİLER)
HUZUR OLSUN.
SAĞLIK OLSUN.
2007 UNUTTURSUN UNUTMAMIZ GEREKENLERİ
:)

Salı, Aralık 26, 2006

ötesi yok

Cumartesi, Aralık 23, 2006

I am the 809,044,396 richest person in the WORLD (Dünyanın en zengin 809,044,396. insanıyım)


You are the 809,044,396richest person in the world!
You're in the TOP 13.48%richest people in the world!
NASIL OLUYOR BEN DE ANLAYAMADIM AMA TÜRKİYEDEKİ BİR ÖĞRETMEN MAAŞI İLE BEN DÜNYANIN EN ZENGİN 809 MİLYON KÜSÜRÜNCÜ İNSANIYMIŞIM
YUKARIDAKİ ÖLÇEKTE SAĞDAN 13. ADAMCIK BENİ İŞARET EDİYOR YANİ
TELAŞTAYIM ŞİMDİ
BAĞIŞ YAPMALIYIM

Cumartesi, Aralık 16, 2006

2006 biterken...

2006'yı da yolculamak üzereyken geçen yıl bu yıla dair planlarım geldi aklıma.
Şöyle bir baktım da 2006'yı sevmekte haksız olmadığımı farkettim.
Galiba o da benimle iyi anlaştı.
Çünkü yazdığım 7 maddenin 6.5'luk kısmını gerçekleştirmişim ki bu hiç fena değil.
Aslında yazarken bile bir kısmı plan değil de daha çok hayal gibi gelmişti.
Yarım puanlık fark da 6. maddeden kaybettim. Düzenlendiler ama henüz ciltlenme yolunda matbaaya doğru bir ilerleme kaydetmiş değiller. Arık 2007 'ye kalsın bu yarım da...




1. Emanet kitaplar okunup yerlerine teslim edilecek..
(bir tane bile yok emanet kitap. hepsi sahibine teslim)

2. İtalya için para biriktirilecek, yaz tatilinde önce Yunanistan sonra adası'ndan feribotla İtalya'ya geçiş (sonrası spontane olsun :) )
(Aynen burda yazdığı gibi oldu. Spontane ki o kadar olur. Ertesi gün hangi şehirdesin bilmeden)

3. Cevap bekleyen mektuplar yazılıp postalanacak, e-mailden olabildiği kadar uzak durulacak
(Aynen uygulandı...)

4. Yılın ilk ayında tatilde Ankara ziyareti.. Özledik dimi Dostum ve Canım... Önce keşf-i İstanbul sonra trenle ( mutlaka Haydarpaşadan çıkılmalı yola.. ) Ankara, Kızılay, Kale, Tunalı, Kuğulu Odtü kampüs, yurtlar bölgesi, şelale, Hasan Amcanın çay evi, Taşfırın... Bitmez bu lisre.. Gidilecek işte ...
(Tekrarında sıra şimdi)

5. Odaya yeni bir kitaplık ve Cd rafı. ve Tebdil-i Dizayn yapılacak... Masa pencere kenarında olması tercih...
(Raflar yerleşeli çok oluyor ama Tebdili dizayn bugüne kaldı. Ama yıl bitmeden olduğundan bundan da geçer not)

6. Üniversitede kitapları kaynak dosyalar düzenlenecek, gerekli olanlar ciltlenecek.. ( Atmaya kıyamıyorumm)
(Bu maddeden işte yarım puan kayıp)

7. Geleneksel Cep telefonu rehber temizliği yapılacak, aranmayan numaralar toptan silinecek ( vee eminim bir kısmına tamamen silmeye kıyılamayıp bir defterciğe not edilecek yine.. heo böyle oluyor... )
(Yeniden bir temizlik gerekli artık)


2007 listem henüz hazır değil.
:)

Pazar, Aralık 10, 2006

(Ben) BU HAFTA

Bol bol ödev kağıdı okudum.
Alışveriş yaptım.
Güzel bir haftasonu geçirdim yoğun sise rağmen.
Bir bebek yolda yürürken bacağıma sarılınca mutlu oldum, cuma hafta yorgunluğumu attım. :)
Blogumu boşladım.
Spora başladım.
Çocuklara blog oluşturmayı öğrettim sayımız çoğalacak yakında.
Toplantısız törensiz bir cuma sabahı dersin olmamasının keyfine baktım.
Çok çok fotoğraf çektim.
Çok çok özledim özlemem gerekenleri.
Telefon sapığıma sinirlenmedim.
Okuduğum kitabı bitiremedim yine.
Bir öğrencim "Çalışınca oluyormuş öğretmenim" deyince mutlu oldum.
Çocukluğumun çikolatası tadellenin yeni versiy0nunun tadına baktım, beğenmedim.
siz???

Çarşamba, Kasım 29, 2006

Harikalar, kaçırdığım programlara yanarım :(



Yönetmen:
İsmail Güngör
Yapımcı:
İsmail Güngör ve Serkan Kardaş
Sunucular:
Funda Arar,Kıraç
Biliyoruz, bıktınız.
Çoğu birbirinin aynı, nitelikli müzikten uzak, müzik - eğlence adı altında sizlere sunulan programları izlemekten çok sıkıldınız.
Oysa, şöyle sevdiğiniz isimlerin sunduğu, hatta yine sevdiğiniz isimlerin konuk olacağı ve kaliteli müzikleri dinleyebileceğiniz programlar olsa diye düşünüyorsunuz.
Bir taraftan eğlenceli ve hoş vakit geçirip, müziğe ve sohbete doyarken bir taraftan da şansı yakalayabileceğiniz bir program hoş olmaz mı?
Elbette olur.
Şans sizinle olsun
TRT-1 ekranlarına gelen “Gölgeler”, inanıyoruz ki, 70 dakika boyunca çok güzel vakit geçirmenize aracı olacak.
Bir taraftan da “Şans Topu” çekilişiyle şansı yakalama fırsatı bulacaksınız.
Sevdiğiniz sanatçıların, yorumlarını genelde “canlı” yapacakları programda, ayrıca sunucularla da düetler yer alacak. S
unucuların kim olduğunu söylemeyi mi unuttuk?
Olur mu hiç, “tatlıyı” sona saklıyoruz.
Sesleriyle, yorumlarıyla, besteleriyle kulağımızda harika tınılar bırakan iki ünlü isim sunuyor “Gölgeler”i: Kıraç ve Funda Arar...
Hiç kuşkusuz bu iki isimle hem müzik dolu dakikalar, hem de müzik tadında sohbetler izleyeceğiz TRT ekranlarında.
Funda Arar ve Kıraç, her hafta iki konuk ağırlayacaklar. Ustalar anılacak
Programa müzik dünyasının unutulmaz yıldızları da konuk olacak.
“Gölgeler”de her hafta, unutulmaz beste ve yorumlara imzalarını atmış, ancak bugün aramızda olmayan ustalardan birisi anılacak.
Cem Karaca, Barış Manço, Elvis Presley gibi müzikseverlerin gönlünde yaşayan ustalarla nostaljik yolculuklara çıkılacak.
Elbette, Neşet Ertaş gibi, varlığıyla bizleri mutlu eden ustalar da programı eserleriyle onurlandıracaklar.
Yayın
29.11.2006 20:30 / TRT1
(Kaynak:www.trt.net.tr/wwwtrt/progdetay.aspx?tur=TV&proid=4266 - 42k )

Cumartesi, Kasım 25, 2006

24 KASIMDI :)



Ne mutlu bize ki bize özel bir günümüz var. Hem de Dünya Öğretmenler gününün dışında Türk Öğretmenlere özel bir gün.
24 Kasım 1981 den bu yana 24 Kasım bizim.
Kendimi bildim bileli kutluyorum ben bu günü.
Annemlerle başladı kutlamalar.
Zaten hayatım öğretmen odalarında geçti.
Öğretmenler günlerini beklerdim ben hep.
Çünkü anne-babamın öğrencileri köy çocukları hediyeler getirirlerdi.
Selpaklar, yün patikler, eşarplar.
En büyük keyfiydi işin o günün akşamı o selpakları saymak.
En güzel kokanları yürütüp kendi dolabıma saklardım.
Şimsi sıra bende.
Bana hediyeler getiriyor öğrencilerim.
Fotoğraf çerçeveleri, pelüş anahtarlıklar, ayıcıklı kupalar, defterler, bol bol çiçek.
Yakında bir hediyelik eşya dükkanı açabilecek kadar hediye olacak.
Ama kıyamam.
Belki Oyuncak Müzesi açarım ben de Sunay Akın gibi.
Dünden 1-2 kare...


uzun ve yorucu törenden sonra yemeği hak ettik sanırım.

Biz bir aileyiz. :)

Gönül Öğretmenim.

Daha önce de bahsetmişimdir ondan.

Her öğretmen özeldir.

Ama onunla çok taze bir olay yaşadığımız için yazmam gerek.

O öğretmenliği annelikle de harmanlıyor.

Öğrencilerinden bir benim dersime girerken hastalanınca sağlık ocağına indirdim.

O da geldi hemen.

Başucundan ayrılmadı.

Dayanamayınca çıktı koridorda ağladı, tekrar geldi.

Annesi yetişememişti, ambulans gelince öğrencisiyle hastaeye gitti.

Saatlerce bekledi.

Anneden farkı var mı bu yaptıklarının?

İyi ki varsınız.

(O şimdi bu yazıyı okuyunca ağlar eminim)

En şeker öğrencilerim Cansu ve Çağlanur.

Biz dışarıya fotoğraf çekmeye çıkarken bizi kapıda yakaladılar.

Ellerinde hediyeler.

İyi ki onlar da var :)

Hediyeler için değil aman yanlış anlaşılmasın.


Rehberim.

Geçen yıl öğretmenler gününde de buna benzer bir fotoğrafımız vardı.

Yemin töreninde de yanımdaydı.

İzindeyim.

2 yıl doldu.

:)


"ilk öğretmenin kimdi senin

kim öğretti alfabeyi.

ABC"

isimli tiyatral komedi oyuncuları toplu olarak...

Çarşamba, Kasım 22, 2006

KUŞLARRRRR....




Edirneyi kuşlar istila etti bu gün.
Yüzlercesi, belki daha fazla, ne kadar abartmalı bilmiyorum.
Ama çok işte.
Ata Demirer'in Avrupa Yakasında falcı olup "KUŞLARRRRRRRRRR" diye çığlıklar attığı bölüm geldi, korktum sonra güldüm.
Kuşlarrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

Salı, Kasım 21, 2006

Manyetik Rezonans dedikleri...


Hep görürüz yerli dizilerde, türk işi dramlarda.
Filmin ana karakteri feci hastadır, kurtuluşu zor olanlarından.
Doktora gidilir, bir sürü test verilir.
Bu testlerin en işkencevari olanı MR dır. (halk arasında EMAR, açılımı "manyetik rezonans")
Fırına benzeyen bir yere doğru tepside yatar pozisyonda gönderilir hastamız, yüzünde de mutlaka mahzun bir ifade olacak, kaçınılmaz.
Hep izlerdik bunları, inanırdık inanmazdık ayrı.
Başa gelince anlıyorsun durumun fenalığını.
Bir gün öncesinden başladı bende sıkıntı.
İlaç aldığım eczacı bile "offf çok zor çekilir MR" deyince başlamıştı bende "çektirmesem mi acaba?" lar.
Radyoloji koridorlarında yürümeye başlayınca içimdeki mengenenin uyguladığı güç arttı her adımda.
Kalabalık bir salon.
Neyse ki her hastanın yanında 2 kişi var en az.
O kadar destek lazım yani, anlayın artık.
Çabucak eriyor o kalabalık.
Sıra bende.
Adım okunuyor.
Tıpış tıpış içeri.
Çizmeler çıkmalıymış ve metal ne varsa.
Tamam.
Uzandığın yer bir tepsi, başka ifadesi yok.
İçine girdiğim yere bakamadım.
Gözler kapalı, MR deneyimi olanlardan öyle duymuştum.
İşe yaradı.
İçeri girince açtım gözlerimi.
Ama sadece beyazlık var.
Baş sabitlendiği için nerde olduğunu anlayamıyorsun.
Intern uyarmıştı, çok gürültü olacak diye ama bu kadarını tahmin etmemiştim.
Nasıl anlatılır, neye benzetilir.
Elektro müzik gibi, sevenler düşünebilirler.
Ama biraz pahalı bir konser olabilir bu.
Tempo da tutamıyorsun haliyle.
Baş sabit olacak çünkü, emir büyük yerden. Yoksa baştan başlar bu çile.
Sonlara doğru zaman kavramı gitti bende.
Son 2 dakikada elimdeki ikaz topunu sıkmamak için zor tuttum kendimi.
Boğuluyorsun, feci bir sıcak.
Bir süre sonra iyice saçmalığa sarıp tepsi hareket ediyor gibi hissetmeye başladım.
Neyse ki 15 dakika sürdü sadece.
Tepsi gerçekten harekete geçti ve ohhhh dışardayım.
Kafesten kurtuluyorum.
Ama sesler hala kulağımda.
Intern "iyi misin?" diye soruyor, hiçbir fikrim yok ne halde olduğum hakkında.
Sarsılmış görünüyor olmalıyım ki "Yavaş" diyor ben kalkarken.
Yalpalayabilirim o elektrodan sonra.
Geçmiş olsun bana ve MR dan gelen geçen herkese.
:)

Perşembe, Kasım 16, 2006

TAŞRADA TİYATRO :)






Çok beklenir taşra kentlerde tiyatro.
Şanslıysa ayda bir ziyaret edilir, sponsor kuruluş bulursa tabii.
Bu yüzden seçme şansı yoktur.
Ne sunulursa onu alır taşrada tiyatro seven kişi.
Ankara'da okurken farkında değilmişiz.
Giderdik ama gerektiği kadar değil.
Şimdi hani diyorum "Keşke olsa da haftada bir gitsek"
Söz tutulmaz belki ama bir tiyatrosu olsa keşke Edirne'nin de.
Sıradaki oyun Edirne'de VATAN KURTARAN ŞABAN.
Haldun Taner oyunu, güncelleştirilmiş Ankara Ekin Tiyatrosu tarafından.
Keyifliydi, beğendim ben.
En sevdiğim replik "Boşuna beklersin Godot'yu. Godot gelmez, son ona gitmezsen"
Buna benzerdi, tam sözcükleri hatırlamıyorum.
Gidenler sizin yorumlarınız??

Cuma, Kasım 10, 2006

ÇOK ÖZLEDİK

Cuma, Kasım 03, 2006

KAR YAĞDI BÖYLE OLDU :)

Edirne'ye yılın ilk karı yağdı.
Ama biraz göstermelik bu kar.
Az şimdilik.
Geçen yıl da böyle olmuştu.
Önce az, sonra asıl kar gelmişti.
Bekliyoruz
Ailecek evdeler artık.
Kış geldi.



"Kim çıkacak ya bu havada evden!"

Pazar, Ekim 29, 2006

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Sabah erkenden kalkıp tören alanına gidecektim,
orda olmak lazımdı gerçekten.
Özellikle bu aralar.
Ama olmadı.
Sabah uyandığımda sağ elim benim değil gibiydi.
Uyuşma elimden dilime burnuma kadar dağılınca ve 1 saat kadar sürünce bayram izleme hevesim bende kaldı bu yıl için.
Salı günü nörolojideyim çaresine bakılacak,
ama zaman geçmeden söylemek istedim
Uyuşukluk elimde benim sadece fiziksel neyse ki.
Uyuşukluk beyninde olanlara insat burdan bir kez de ben:
CUMHURİYET KUTLU OLSUN
BİZ BURDAYIZ

Perşembe, Ekim 26, 2006

Tesadüf :)


Close up portrait of 90-year-old Arabic woman, Bahariya Oasis, Libyan Desert, Egypt
acı hatıraların odasını terk etti
ötekine geçti
göz yaşlarım orda kaldı
ne evlere sığıyorum ne sokaklara
...
daha ne söyliyeyim
bilmiyorum ki
...
beni yedin bitirdin
kırdın geçirdin
böyle bitirdin
çok çok çok kötü geçirdin
burnumdan getirdin
yedin bitirdin
şu sıralar çok yalnızım
kendimle konuşuyorum
...
sibiryadan beterdir yatak
yattım mı başlıyor panik atak
ağlıyorum sanıyorsun sadece
ne uyku var ne dur durak
sen kendine müslüman
bu aşk değil
bu tekme tokat
beni yedin bitirdin
kırdın geçirdin
böyle bitirdin
çok kötü geçirdin
burnumdan getirdin
yedin bitirdin
.
.
.
.
Bu fotoğrafa gözüm değdiğinde kulağımda Nazan Öncel
"Burnumdan getirdin" deyince
aklıma geldi hayatın daha başlangıcında bir tesadüf olduğu
ve sonrasının da her yanının tesadüflerle dolu olduğu.
Söylemiş midir bu teyze bu şarkıları zamanında birilerine?
Belki???

Pazar, Ekim 22, 2006


MUTLU BAYRAMLAR OLSUN HERKESE

Cuma, Ekim 20, 2006

WAR IS THE WORST IN THE WORLD


Bu hafta 8. sınıflarda gramer konumuz Superlatives (üstünlük dereceleri).
Bir alıştırmada verilen sıfatlarla cümleler kurmaları bekleniyordu.
Alışılmış cümleler geldi ders boyunca.
Ali okulun en uzun boylu öğrencisi, çorba en lezzetli yemek, matematik en zor ders.
Kaptılar kuralları ama
En güzeli, en özeli dersin sonuna saklamış Hatice.
Zil çaldı ama o el kaldırıp dedi ki "Öğretmenim bonus vermeyin, ben okumak istiyorum cümlemi"
İyi ki de 10 saniye daha beklemişiz.
Gelen cümle şuydu:
"WAR IS THE WORST IN THE WORLD"
Savaş kötü en kötü.
Sadece melodik bir cümle değil bu.
Benim ülkemde çocuklar savaşı sevmiyor.
O haberlerdeki şiddete güzellemeler yalan.
Onlar bizden daha iyi görüyor, biliyor en iyiyi, en kötüyü.
Superlatives en iyi bildikleri konu onların.
Sınıf panosuna asılacak bu, söz aldım ondan.
:)

Salı, Ekim 17, 2006

Eskiden...


Böyle cümleler kuracağım aklıma gelmezdi ama başa geldi, kaçış yok.
En kızdığım cümlelerdi: "Bizim zamanımızda..." diye başlayan ve ikinci bölümünün duruma ve olaya göre değiştiği o şablon cümlelerde.
Biraz Can Dündar yazısı gibi olacak ama çok içimden geldi.
Can Abi affola
Bu da benden
Sıra bende:
"Benim çocukluğumda....

Siyah önlüksüz olmazdı.
Neden siyahtı bilmiyordum, hala da çözemedim.

Matara boyunda olacak, çanta da aynen bu şekilde üstten açılan tek gözlü, içine Hayat bilgisi kitabı demirbaşı, en fazla 1-2 defter daha sığacak, tercihen kırmızı olacak
Böyle eskiciler geçerdi,
küfesinin içinin en iyi saklanma yeri olduğu

"Arzuhalci" ler word'ten çok daha önce.

Kaç kişi hatırlıyor?

Yoğurt DanoneSA, Yovita, Yogi vs vs değildi.

Yoğurttu

Çileklisi de yoktu,

kemikleri çabucak geliştirip,

3 ay sonra okulun basketbol takımına girmemizi sağlayan mucize yoğurtlar da


Sokaklarda horoz şekeri, pamuk şeker satılırdı.

Pamuk şekerlerinin yapımı sırasında uğradığı işlemler hakkında rivayetler muhtelif.

Benim çocukluğumun kabusunu yazmam burda, ısrar etmeyin.

Cuma, Ekim 13, 2006

GOOGLE SEN NELERE KADİRSİN? :)



"Google işte, arıyoruz orda." deyip geçiyoruz
ama aslında hayatımın nasıl da merkezindeymiş.
Ne lazımsa oraya koşmuşum son zamanlarda, az önce farkettim.
O da bıkmadan usanmadan ne bulursa sunmuş bana.
Ben özel olarak kaydetmesi için ayarlamamıştım
ama google daha önce yaptığım tüm aramaları saklamış,
"tekrar lazım olur benim sahibe." diye düşünmüş olacak. :)
Bu aramalar birbirinden o kadar alakasız ki, google nasıl bir alem işte bu anlatıyor.
Birkaç örnek:
---"mikrodalgada tavuk"
---4. sınıf ingilizce plan
---academic calender busel
---ahtapot salatası
---balkan müzik
---classroom posters
---elif şafak mahrem
---english for kids
---ful yaprakları
---gezi blog
---greetings in english
---haluk levent son
---ilköğretim yönetmeliği
---manuel fotoğraf makinası
---prag places to see
---prag ucuz bilet
uzar bu liste, kestim.
Hem işte hayatı kolaylaştırmış,
hem evde karın doyurmuş,
dinlenecek müzikler, gezilecek şehirleri sunmuş,
bedava ders materyalı bulup getirmiş bana.
Daha ne yapsın.
Google artık dostumsun :)

Siz neleri aradınız en son?

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Bu çocuklar...

Çocukların ödevlerini okurken çok eğleniyorum ben,
o kadar saf ki düşünceleri, hiç katılıksız.
Hani o "Dikkat Yazılı Var" kitabını aratmıyor cevapları, ödevlerine yazdıkları.
Gülümsetiyorlar bol bol.
Bir tane taze çocuk hayali size.
Ödev kağıdı üzerinde isim yok, olsa da yazmazdım.
Yazsam tanır mısınız, hayır.
Tanısanız, kötü mü, üzülür mü, hayır.
Sevinir aksine.
Neyse uzattım gereksiz...
Ödev konusu: İngilizcede ilk ünitede öğrendiklerini, öğrenemediklerini, zorladıkları bölümler (varsa), ingilizce hakkında hissettikleri (korkuyorum, seviyorum, bilmiyorum vs...) ve İngilizce öğrenmenin onlara neler katacağı. Bir bakıma öz-değerlendirme.
Bir çocuğum şöyle yazmış:
Aynen ekliyorum
"İngilizce en sevdiğim derstir. (Güzel burası )
Ben ingilizceyi öğrenmek istiyorum (Daha da güzel)
ve büyüyünce bandıraya (balayı demek istiyor) gideceğim. (İşte ingilizce öğrenme amacı :)
Evlenmezsem Onur'la gideceğim. (Her durumda gerekli ingilizce, hele Onur'la gidilecekse şart)
Ben ingilizceden hiç ama hiç korkmuyorum. (Vurguya dikkat, korkmadığını anladık değil mi? )
Artık hep ingilizce istiyorum. (Tabii şart artık)

Salı, Ekim 03, 2006

Puppet Show ...





4. sınıfların ingilizce ders kitapları tam şenlik bu yıl. Hem öğretmene, hem öğrenciye. Bulmacalar, kukla yapımı, şarkılar. Ne ararsak var. Bu hafta resim dersinde hissettim kendimi.
Kitaptaki alıştırmalar boyama, kesme, yağıştırma şeklinde olunca.
İlk aşamada kitaptaki şablon kuklalar boyanıyor.
Sonra kesiliyor, evet kitabı doğradık, ne yapalım Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye uygun gördüyse, bir edepsizlik yok bunda. Kitapları kestik biraz.
Bu da benim kuklam: Molly

Kuklalar tanışıyor.

"Hi, I'm Molly Monkey. What's your name?" :)

Kuklalara yaşam veriyoruz.

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Postadan Bloga

Postadan yeni fotoğraflar geldi.
Ben hala biraz zaman ayırıp interrail blogu açamadım.
Üşenmeyip açanların bloglarını bir güzel okuyorum keyifle.
Ama olacak, söz verdim :)
O blog olana kadar bir iki fotoğraf seyrinize...
Hani bazı şehirler için "kalemle çizilmiş gibi" denir, düzenini anlatmak için.
Atina o şehirlerden.
Yollar düzenli ama o kadar büyük ki kaybolmadan olmuyor içinde.
16 saat deniz yolculuğu sonrası bünyeyi toparlama çabasıyla temiz hava molasında.
Arkada görünen kara parçaları yeni ülke İtalya.
Çok yakın görünse de 2 saatimizi aldı.
Tek giriş vizem sayesinde biraz tedirginlik var,
Tek giriş Shengen beni kapıdan geri döndürebilirdi:)

Şanslı ayaklar,
İtalya'ya 15 kala
Roma sokakları.
Romalıdan çok misafirler var sokaklarında.
Öyle ki artık onlar yabancı, biz yerli


Roma, İspanyol Merdivenleri.
İnsanlar öyle sereserpe oturup dinleniyor,
Roma turu yoruyor malum.

Perşembe, Eylül 28, 2006

POSTMODERN SANAT DEDİKLERİ BU OLMALI





web site counters
Expedia Coupon
Locations of visitors to this page